|

Boyner: Türkiye’nin reformları AB ve G20’ye referans olabilir
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit
Boyner,
Türkiye’de
anayasa
referandumu sürecinin artık başladığını söyledi.
Avrupa İş
Zirvesi’ne katılmak için
Brüksel’e
gelen
TÜSİAD
Başkanı Ümit
Boyner, AB Konseyi Başkanı Herman
Van
Rompuy’la bir araya geldi
Basının görüntü almasına izin verilmeyen görüşmenin ardından
TÜSİAD Brüksel Temsilciliğinde konuşan Boyner, Türkiye’nin AB vizyonuna
“dinamik bir geri dönüş yapması gerektiğini” vurgulayarak, bu stratejik
hedef doğrultusunda partiler üstü çalışılmasını istedi.
Dünya ekonomisinde,
Çin,
Rusya ve
Hindistan
gibi gelişmekte olan ülkelerin ağırlık kazanmasıyla yaşanan eksen
kaymasına Türkiye’nin mikro reformlarla rekabet gücünü koruyarak cevap
verebilmesi gereğine işaret eden Boyner, bu kapsamda AB üyelik
reformlarının önem taşıdığını ve
İspanya’nın
dönem başkanlığının son gününde
gıda güvenliği
faslının müzakerelere açılmasının oldukça memnuniyet verici olduğunu
dile getirdi.
Boyner, bu kapsamda AB’nin özellikle
Kıbrıs
sorununda “hukuki çizgiden ahlaki çizgiye gelerek” Kıbrıslı Türklere
verdiği sözlerine yerine getirmesinin, Türkiye’nin AB katılım
müzakerelerinin siyasi etkilerden arındırılması ve kamuoyu desteğinin
artırılması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
Ümit Boyner, AB’nin üyelik müzakerelerini yürüten
Hırvatistan’la
kendi üyesi
Slovenya’nın
sınır anlaşmazlığında gösterdiği hassasiyeti Kıbrıs konusunda da ortaya
koyarak üyelik müzakerelerinde Türkiye’nin önünü açması gerektiğini ve
bu konudaki beklentilerini AB Konseyi Başkanı Van Rompuy’a aktardığını
ifade etti.
Boyner, “Türkiye’nin AB’ye olduğu gibi AB’nin de vizyonunu ve
rekabet gücünü tanımlarken Türkiye’ye ihtiyacı var. Bu noktada bir
karşılıklı dinamizm artışı gerektiğini (Van Rompuy’a) ilettik” dedi.
Önümüzdeki dönemde AB sürecinde 4 önemli noktanın altını çizen
Boyner, bu kapsamda “Türkiye’nin
Kopenhag
Kriterlerine içeren, çoğulcu, katılımcı yeni bir anayasa yapması, siyasi
partiler ve seçim yasalarını bu bu çoğulcu, yüksek temsil gücüne haiz ve
daha adaletli bir siyasi sisteme geçiş yapmasının çok önemli olduğunu,
seçimlere 1 yıl kala tüm siyasi partilerin bu vizyona uygun şekilde
Türkiye’nin önünü açacak çoğulcu, temsil adaletini gözeten, laik,
demokratik bir programla (toplum önüne) çıkabilmeleri gerektiğini,
Türkiye’deki siyasi tartışma standartlarının yükseltilerek belli
konularda partiler üstü hareket edilmesini ve Kıbrıs’ta Türkiye ve
AB’nin karşılıklı olarak çözüme odaklı diyalog geliştirmesini ve bu
yönde politikalar izlemesi gerektiğini” sıraladı.
Boyner, anayasa referandumuna bakışlarıyla ilgili bir soruyu,
“Bence artık
referandum
süreci başlamıştır. Bu konuda daha fazla söyleyecek bir şeyimiz yok.
Bize anayasa önerileri geldiği zaman Türkiye’nin yepyeni bir anayasa
yapmasının ve bunun da siyasi partiler ve seçim yasaları değiştirilerek
temsil gücü daha yüksek bir parlamentoyla yapılması gerektiğini
söylemiştik. Ama getirilen önerilerde açıkçası çok önemli gelişmeler
var. Özellikle temel hak ve özgürlüklerle ilgili. Bizim daha çok
yürütmenin yargı üzerindeki etkisi noktasında itirazlarımız oldu. Bunu
da defalarca dile getirdik. Referandum süreci başladığı için daha fazla
söylenecek bir şey yok” şeklinde cevapladı.
“TÜRKİYE
REFERANS ALINSIN”
AB’de ve Avro Bölgesi’nde son dönemde yaşanan borç
sorunu, düşük büyüme ve rekabet gücü farklılaşması gibi
ciddi ekonomik sorunların çözümünde Türkiye’nin önemli rol
oynayabileceğini vurgulayan Boyner, Türkiye’nin mali
reformlar ve
özel
sektör verimliliğinde G20 ve AB tarafından
referans alınmasını istedi.
Boyner, “Türkiye G20’de etkili olmak istiyor. Bunun
için AB’nin ve hatta Trans Atlantik bölgesinin içinde
yaşadığı sorunlara çözüm üretebilmek ve entegre bir vizyona
sahip olmak çok önemli. Bu noktada Türkiye’nin finansal
düzenleme noktasında yaptığı yapısal reformlar mutlaka
önemli bir referans noktası olabilir. Aslında bu dönemde
Türkiye’nin gerçekten de iş dünyasında ve yapısal
reformlarda gerçekleştirdiği verimlilikle örnek olması ve
tartışmanın bu düzeyde olmasını tercih ederiz. Yani kendi iç
tartışmalarımızdan çıkıp bu etkili vizyonu tüm dünya önüne
koyabilecek noktaya odaklanmalıyız” diye konuştu.
“TERÖR
ÖRGÜTÜ ADIM ATSIN”
TÜSİAD Başkanı Boyner, demokratikleşmenin
(demokratik açılımın) bütünlükçü bir program olarak önlerine
konulması halinde desteklemeye hazır olduklarını belirterek
Diyarbakır’da
bazı sivil toplum kuruluşlarının “şiddete hayır” çağrısını
desteklediklerini belirtti.
Boyner, şiddetin nasıl duracağının sorulması
üzerine, şunları söyledi:
“Terörün bitmesi çok kolay bir şey değil.
Terörle
mücadele devam etmek zorunda. Açılımların
gecikmiş olması, içinin doldurulmuş olmaması terörün devam
etmesi için bir neden olamaz. Şiddetin ve terörün devam
ettiği noktada da siyaset de başarılı olamıyor. O açıdan
burada mutlaka ilk adımın terör örgütünden gelmesi
gerekiyor. Ama şu da var. Bu noktada toplumda şiddete karşı
olmak konusundaki duyarlılığın artması da önemli. Biz toplum
olarak buna sahip çıkarsak, Türkiye’nin bu sorununun
çözülmesinde şiddetin bir seçenek olmadığını ve
demokratikleşmenin, karşılıklı diyalog kurmanın önemini hep
birlikte savunursak zannediyorum o noktaya daha kolay
gelebileceğiz.”
Ümit Boyner, güneydoğuya yatırım konusunda güvenlik
sorununa ve altyapı eksikliğine dikkat çekerek teşviklerin
de yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti.
Yeni kurulan kalkınma ajanslarının AB’de
oynadıkları rol kadar Türkiye’de de etkili olabilmeleri
halinde iyi bir model oluşturacaklarını kaydeden Boyner,
“Biz neticede kalkınma örgütleri değiliz. Hükümet değiliz.
Sınırsız kaynaklarımız da yok. Yaptığımız yatırımlar
devletin yaptığı yatırımların önüne geçemez. Bu noktada bir
bilinç ortaya konmalı ve devlet politikalarıyla birlikte
çalışmamız gerekiyor. Yani bunu (Güneydoğuda yatırım ve
istihdamı) iş dünyasının (tek başına) yapabileceği bir şey
olarak görmemek lazım. Yatırım ortamı mutlaka çok önemli”
şeklinde konuştu.
“EKSEN
KAYMASI” TARTIŞMASI
TÜSİAD Başkanı Boyner,
ABD
Dışişleri Bakanı
Hillary
Clinton’la görüşmesinin ardından AB’de de üst
düzeyde kabul edilmelerinin “eksen kayması” tartışmaları
kapsamında hükümete bir mesaj olarak görülüp
görülmeyeceğinin sorulması üzerine, “Hiçbir şekilde böyle
bir değerlendirme yapmak istemem. Aslında buna dünyada yeni
dönemde sivil toplumun etkisi diye bakmak lazım.
Demokratikleşmede ve dünyanın değişen dengelerinde bence
sivil toplum örgütlerine büyük iş düşüyor. O noktada karar
vericilerin Türkiye’nin en etkili sivil toplum örgütlerinden
birini dinlemesini çok doğal ve yapıcı buluyoruz” ifadesini
kullandı.
“Dünyadaki (ekonomik) güç dengeleri açısından
otoriter kapitalist sistemlere (Çin, Hindistan, Rusya) doğru
bir kayış var” tespitinde bulunan Boyner, bu noktada
“dünyadaki siyasi dengelerin oynamaması”, Türkiye’nin de
benimsediği demokrasi ve
insan
hakları gibi değerlerin korunması gerektiğini
vurguladı.
Türkiye’nin bölgesel güç tartışmalarından çıkmasını
isteyen Boyner, şu görüşleri savundu:
“(Türkiye açısından) bölgesel güç olmak kötü bir
şey değil. Ama kendimizi bunun ötesinde konumlandırmamız
gerekiyor. Türkiye’nin değerler bütünü nedir? Türkiye nasıl
bir vizyonla hareket etmektedir? Türkiye’nin (ait) olmak
istediği yer nedir? Öncelikleri nelerdir?
Dünyada gücün (Doğuya) kaymasında, Batı anlamında
yüksek demokrasi standartlarında yaşamayan birtakım
ülkelerde büyümenin artacağını görüyoruz. Bu noktada biraz
otoriter kapitalist rejimlerin büyüsüne dünya kapılabilir,
kapılacaklar olacaktır. O noktada bizim demokratik düzlemden
uzaklaşmamamız ve tabii ki Trans Atlantik bölgesindeki
stratejik ortaklarımızla değer bütününde hareket etmemiz,
dünyanın gittiği yerde özellikle G20 boyutunda yön verici
konumda olmamız ama tabii ki bölgesel işbirliklerine de
devam etmemiz gerekiyor. Bu noktada kimsenin en ufak
kaygısı veya şüphesi yok. Ama vizyon bütünlüğü, Türkiye’yi
tamamiyle bölgesinde güç olmanın ve
Orta Doğu’da
örnek ülke olmanın çok ötesine geçirmeli.”
|