|
SÖYLEŞİLER |
|
|
|
|
Dr.
Ayyub Köhler ile bir söyleşi
Turkpartner: Almanya'daki müslümanların geleceğini nasıl
görüyorsunuz? İslamiyet'in tanınmasıyla
ilgili ümit var mı?
Dr. Ayyub Köhler:
Bir müslüman olarak, İslamiyet ve müslümanların
geleceği ile ilgili beyanda bulunmak, bana, Allah'a karşı
gelmek, gibi geliyor. Geleceğimiz Allah'ın
himayesindedir. Biz sadece, elimizden gelen herşeyin en
iyisini yapmakla mükellefiz. Bunun için de imtihan edileceğiz.
Ve tabii ki, bizden sonraki nesillerimiz için, inançlarımız
doğrultusunda, onların istikballerini vicdanen
rahat edebileceğimiz bir şekilde hazırlamalıyız.
Müslümanların Alman Devleti ile olan ilişkilerinin
açıklığa kavuşması, bunların
başında gelir. Alman Anayasası, devlet v e
dini birimleri birbirine rakip olarak görmez. Almanya'da
devlet ile kilise (din) işleri birbirinden ayrı
olduğu için, "Devlet
Dini" veya
"Devlete Göre Din" yoktur. Devletin, (bazı
devletlerde olduğu gibi), din üzerinde baskı
yapacak, hatta ortadan kaldıracak kadar da bir gişimi
söz konusu olamaz.
Almanya'da kanun hazırlayıcılar, bilhassa
"3.Reich"dan Nazi Diktatörlüğü zamanına
kadar, kilise ve devlet arasındaki sürtüşmeleri
de dikkate alarak, tarihi tecrübeler
ışığında ve liberal siyasi düşünce
sisteminden hareket ederek, din ile devlet münasebetlerini;
homojen, karşılıklı ilişkilerde
dengelerin korunmasını sağlayan, bir çerçeveye
oturtmayı başarmışlardır. Değerler,
tarafların dünya görüşü ile bağlantılı
olarak tarif edilmiş ve o günden beri de geçerliliğini
koruyor. Değer ölçülerine dayalı münasebetler,
dini ve siyasi kuruluşların yer aldığı
daire içinde gerçekleşir. Bu
daire içinde devletin yer alması, söz konusu olamaz! Çünkü, Almanya'da
devlet değerleri dikte ettiremez; zira, anayasnın
4.maddesine göre; devlet, din (Kilise) ile siyasi merciler
arasında tarafsız kalmak zorundadır. Yani,
devlet, dini kuruluşlarla siyasi kuruluşları,
toplumun potensiyel değerleri, olarak kabul etmek mecburiyetindedir.
Almanya'da din, köşesinde sessizce ibadetini
yapanlara ait olandan çok, kamuoyunu yakından
ilgilendiren bir şeydir. Devlet okullarında 'İslam Din Dersi'nin Okutulması gibi
önemli meselelerin
çözümü; sadece, eğer İslamiyet veya müslümanlar,
Alman Anayasası'na göre, "Dini Cemaat" olma özelliğini kazanırsa mümkündür.
Tabii ki, İslamıyet "din" olarak tanınmaktadır.
Fakat, Alman Devleti nezdinde -şimdilik, yukarıdaki
çerçevede- muamele görmemektedir. İslamiyet'in,
Alman Devlet Sistemi'ne entegre olması, gibi bir durum
söz konusudur.
Fakat, İslamiyet, Hıristiyanlık'ta olduğu
gibi, bir yapılanma tanımıyor. Hedef,
İslam'a ters düşmeyecek bir "Dini
Cemaat" formülünü bulmaktır.
ZMD, hukuki olduğu kadar da siyasi olan bu mesele
üzerinde yoğun bir çalışma yapmaktadır.
İlk adım, ZMD'nin hazırladığı
"İslam Charta"(İslam’ın belli-başlı
kuralları) ile devletin ve kamuoyunun önüne çıkmak
oldu. İslami kurallar çerçevesindeki sorumluluğumuzdan
hareketle, topluma ve devlete karşı yükümlülüğümüzü
yerine getirirken, işbirliğine hazır olduğumuzun
teklifini de böylece yapmış olduk.
Turkpartner:
Bildiğiniz gibi Almanya'da 3,2 milyon civarında müslüman
yaşıyor. Karşılıklı önyargılar,
müslüman-hıristiyan diyaloğunun arzu edilen
seviyede gerekleşmesini engelliyor.
Bu konuyla ilgili görüşleriniz lütfen?
Dr. Ayyub Köhler:
Müslümanlarla hıristiyanlar arasında münasebet,
genellikle hiristiyanların kökü tarihe dayanan
misyonerlik faaliyetleri ve şiddet kullanmaları
sebebiyle sıkıntılı olmuştur.
Avvrupa, korkunç dünya savaşlarının ardından,
siyasi müesseselerini devreye sokarak, diyaloğu geliştirmiş
ve birçok anlaşmazkları da bu sayede başarılı
bir şekilde çözmüştür. Hemen aklıma, KSZE
ve Komünist Doğu Bloku'nun çöküşü geliyor.
Mesela, Hıristiyanlık'la İslamiyet arasında
güvenilir bir köprü kurulmasına vesile olan Papa'yı
düşünüyorum, ve tabii Almanya'daki müslüman/hıristiyan
diyaloğunun başarısını da. Dindar
insanlar olarak hepimiz aynı gemideyiz.
Diyalogla ilgili problemleri önceden kestirmek mümkün değildir.
Bu karşılıklı güvensizlikten
kaynaklanmaktadır. Güvensizlik
ve korku ise, bizi hüsrana uğratır. O halde,
sadece güvensizlik değil, korku da yenilmelidir. Hıristiyan-İslam
diyaloğu ve Hıristiyan-Yahudi diyaloğunun
beraberce gerçekleştirilememesi de beni düşündürmektedir.
Üçlü diyalog;
ikili diyaloğun tıkandığı yerde,
bir çıkış yolu olabilir, kanaatini taşıyorum.
Turkpartner: Almanya'daki en büyük azınlığı
Türkler oluşturmaktadır. Bildiğiniz gibi,
bunlar arasında birbiriyle rekabet halinde olan çok
sayıda islami üst kuruluşlar var. Bu konuyla
ilgili, tesbitleriniz ve teklifleriniz ?
Dr. Ayyub Köhler:
Bu konuyla ilgili, Türklere akıl veren birisi olma,
yetkisini kendimde görmüyorum. -Belki, yanlış
bir intiba da edinmiş olabilirim-,
Türklerin kendi aralarında birçok
meseleleri olduğunu dikkatle takip ederken, dini
iyi savunma konusundaki inandırıcılıklarını
yitirmelerinden korkuyorum.
Bir müslüman olarak,
onların islami sağduyularına seslenmek
istiyorum: Avrupa'da çok zor şartlarda ve hatta
tehlikeli bir ortamda yaşıyoruz. Onun için,
tozlanmış gönül aynalarımızı,
-Gazali'ce konuşabilmek için- parlatmamız lazım
ve kalplerimizin milliyetçilik ve ırkçılıktan
arındırılması şarttır.
İslam ilmini iyi öğrenmek, Kuran'ın
manasını ve vermek istediği mesajı
anlayabilmek, konusunda daha çok gayret gerektiği
kanaatindeyim. Ancak bundan sonra, ciddiye alınır
bir güç olabiliriz, düşüncesindeyim.
Türkler şayet kendi aralarında
anlaşırlarsa, liderliği (Din Temsili
konusunda) ellerine almalarını da yanlış
buluyorum. Çoğunluğa göre orantı
hesabı yaparak, 'Temsil Yetkisi' bizde
olmalıdır, düşüncesini de doğru
bulmuyorum
. Burada ölçü, İslam'ı en iyi temsil
yetkisine sahip müslüman, olmalıdır. Değişik
kuruluşların temsilcileri, en azından, hayati
önem arz eden meselelerde birlik sağlamalıdırlar.
Bunun için de, herşeyden önce müslümanlarda
bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır.O
noktaya gelene kadar da epey mesafe katedilmesi gerekiyor.
Şimdiden küçük adımlarla da olsa yola koyulma
zamanıdır. Elimizden gelenin en iyisini yapalım
ve Allah'a güvenelim.
Turkpartner:
Muhterem Hacı Ayyub Bey, bizi evinize davet ettiniz,
kendi ellerinizle pişirdiğiniz
ve pek de lezzetli olan taze fasulye yemeğinizi
yedik. Bize zaman ayırarak, çeşitli konularda
sorularımıza, tecrübeleriniz ve yaşadıklarınızın
ışığında, detaylı cevaplar
verdiniz.
Efendim, size ve ailenize sağlık ve afıyetler
Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyoruz. Teşekkür ederiz.
SON
SAYFA BASI
|