|
PERSPEKTIF Prof.
Dr. Ramazan Demir
|
|
|
rdemir@akdeniz.edu.tr |

Ziya Gökalp’ın İstemediği
“Boşolar”...
1960lı yıllarında, Diyarbakır’da, Ziya Gökalp ismi ile
özdeşleşen bir üniversite kurma derneği vardı. O dönemde
Diyarbakır’da görev yapan akademisyenler ve Diyarbakır’ın
kadim halkı hatırlar; yeni açılacak bir üniversiteye
“Ziya Gökalp Üniversitesi” adının verilmesi halkın genel
istemi ve arzusu vardı. Üniversitenin çekirdek kuruluşu
olarak ve sonraki fakültelerin devamı için, Ankara
üniversitesine bağlı bir fakültenin açılması prensip olarak
benimsenmişti ve ilk fakülte olarak da “Diyarbakır Tıp
Fakültesi” açılmıştı. Daha sonra üniversiteye dönüşmek
üzere yeni fakülteler açıldı, gelişti ve 1750 sayılı yasaya
göre “üniversite” oldu. Bir süre “Diyarbakır
Üniversitesi” olarak tabelada isim kaldı. Fakat her
nedense “Ziya Gökalp” ismi bir türlü verilmedi bu
üniversiteye! Acaba, Ziya Gökalp’ın milliyetçilik ile ilgili
düşüncelerinden dolayı mı ismi verilmedi üniversiteye?!
Bilemiyorum...
Daha sonra “Dicle Üniversitesi” olarak
isimlendirildi.
Zamanın karar verici mekanizmalarında etken olan güçler,
üniversiteye Ziya Gökalp isminin verilmemesinde,
“Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde, temel felsefe ve
ilke olarak önerdiği “Türkleşmek, İslamlaşmak,
muasırlaşmak” hedefi ne kadar etkili oldu, sorusuna da
yanıt veremem!
Şimdilerde, devlet karşıtı bazı hareketin neredeyse merkezi
durumuna gelmiş Diyarbakır’da AB militanları kol gezmekte,
medyaya poz vermekteler… Her nedense hiç Ziya Gökalp’ ten
bahsedilmiyor. Tarihteki kuruluşu ve yaşam kültürü ile tam
anlamıyla bir Türk kenti olan Diyarbakır’ın yetiştirdiği
dünyaca tanınan Türkiye’nin ünlü sosyologu Gökalp’ı
Diyarbakırlılar neden sahiplenmiyor sorusunun cevabı merak
ediliyor.
Süleyman Nazif, Cahit Sıtkı, Ali Emiri’ den de ses yok!
Acaba Ziya Gökalp siyasi bir “Kürtçü” olarak
tanınsaydı, ya da “Kürtçülük” yapan bir “Kürt”
olsaydı, bu üniversitenin adı “Dicle” mi, yoksa
“Gökalp” üniversitesi mi olurdu? Gökalp’ı tanımak her
Diyarbakırlının, her Türk gencin görevi olmalıdır. Öncelikle
Diyarbakırlıların Gökalp’ e sahip çıkmaları gerekir...
Bazıları Ziya Gökalp’ın “Kürt” olduğunu yazar ve
söylerler. Sebep, sırf Diyarbakır doğumlu olduğu için...
Eyvah... “Kürt” olmak ne zamandan beri suç sayıldı
ki? Kürt olmak ayrı şey, “Kürtçü” olmak ayrı şeydir;
tıpkı dindar olmanın “dinci” olmaktan çok
farklı olduğu gibi... Ayrıca Doğu illerinden herhangi
birinde doğan memur çocuğu, ya da o yöre insanı olan kişiler
mutlaka bir “etnisite” ile mi damgalanmalı? Bu,
“açılımcıların” marifetiyle Türkiye’ ye kazandırılan
“ayrışma” ideolojisi!
Araştırmacılar Ziya Gökalp’ın “Kürt” olmadığını
belirtiyorlar! Moda deyişle “velev ki Kürt” olsa ne
olur; Gökalp’ın düşünür olma kıymetinden bir parça m
eksilir!??
Gökalp’ın “Kürt” olması ya da olmaması, onun
“Türkçülüğün Esasları” konusundaki düşüncelerini yok
etmez; Atatürk’e rehberlik eden “ulus devlet”
fikrinin babası olması gerçeğini de değiştirmez. Bu
özellikler Gökalp’ın ne denli büyük bir sosyolog olduğunun
kanıtıdır.
**
Anadolu’nun mayasını oluşturan Türkmen boylarının yaşam
süreçleri pek çok detayla doludur. Anadolu hep göç merkezi
olmuş Türk boyları için... Bilinen şeceresine göre Gökalp’
in ataları da 17. yy da Horasan’dan Anadolu’ya
göç etmişler, Diyarbakır’a bağlı Çermik kazasına
yerleşmişler. Diyarbakır’ın tarihteki yaşam kültürü,
oluşturduğu eserleri, bıraktığı kültür mirasları özbeöz Türk
kenti olduğunu gösterir. Cahit Sıtkı, Ali Emiri, Süleyman
Nazif ilk akla gelen aydınlarıdır.
Tarihi açıdan konuya bakan ehil insanların Gökalp hakkındaki
fikirleri son derece önemlidir; örneğin, Türkiye’nin
yetiştirdiği örnek tarihçilerden Prof. Dr Halil İnalcık,
Ziya Gökalp için şöyle demektedir: “Yaşamı kısa oldu ama
düşüncesi yüzyıla damgasını vurdu. Müstesna kişiliği
ona, savaşlar ve devrimler (içindeki) dramatik bir dünyada
kılavuz rolü hazırladı... Etnik kökenini deşmek isteyenlere
karşı cevabı açıktı. Diyordu ki: “Atalarım Türk olmayan
bir bölgeden gelmiş olsalar bile kendimi Türk sayarım. Çünkü
bir adamın milliyetini belirleyen (unsur) ırksal kökeni
olmayıp (aldığı) terbiye ve (içindeki) duygulardır.”
Ziya Gökalp’ın ulusal kimlik konusundaki bu görüşü,
Atatürk Türkiye’sinin millet-vatandaş anlayışına esas
olmuştur...”
Evet, Gökalp ve İlancık Hoca böyle diyor. Bu söylemin
üzerine söylenecek başka söz fazlalık olur.
**
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya”
insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında
anlam bulmuştur. Diyarbakır’ in Dağ Kapı semtindeki öğretmen
okulunda geçen gençlik yıllarımda, milli değerleri anlama ve
öğrenme esasına dayalı eğitimin verdiği yöntem olarak
Gökalp’ in şiirlerini ezberlemek, düşüncelerini benimsemek
ve savunmak bir ayrıcalıktı. Gökalp’ i anma günlerinde
ezberden “Vatan” şiirini okumak heyecan vericiydi.
Hatırlandığı kadarıyla ifade edelim: “Bir ülke ki
camiinde Türkçe ezan okunur Köylü anlar manasını namazdaki
duanın. Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın...”
**
Şiirin bir bölümünde de ulus devlet yolunda olan Türkiye
Cumhuriyetini temsil edecek millet meclisinin adeta
anatomisini tarif eder ve onu oluşturan milletvekillerinin
ne kadar “Türk” olması gerektiğini hatırlatır. İşte o
mısra: “...Mebusları temiz, orda Boşoların sözü yok!”
der.
**
Ne demek “Boşo”?
Kimdir bu “Boşolar”
Neden mecliste bunların olmasını istemiyor Gökalp?
Bununla Gökalp neyi ifade etmek istemiş acaba?
Ziya Gökalp’ın milliyetçiliği, vatanperverliği dikkate
alınarak bu şiiri yorumlayanlar, “Boşo”, “Boşolar”
ifadesini “Bolşevikler” olarak ifade etmişlerdir.
Belki de dönemin en dikkate değer olayın “Bolşevik
ihtilali” olmasından kaynaklanan bir yorum...
Gerçekten Ziya Gökalp’ in “Boşolar” dedikleri
kimlerdir?
“... Boşo Efendi, Manastır vilayetine bağlı Serfice’den
Osmanlı Meclisi’ne giren Rum kökenli bir mebustur. Görevi
süresince yalnız Patrikhane’nin, Rum okul ve kurumlarının
çıkarı için gayret gösteren Boşo Efendi, sonuçta bir Osmanlı
mebusu olduğunu, bu nedenle biraz da ülkenin sorunları için
çalışması gerektiğini anımsatanlara şu cevabı vermesiyle
ünlenmiştir; Osmanlı Bankası’nın sermayesi, yöneticileri ve
bütün çalışanları yabancı olup yalnız adı Osmanlı’dır!
Benim Osmanlılığım da Osmanlı Bankası’nınki kadardır.”
(Orhan Karaveli: Ziya Gökalp’ı Tanımak, Doğan Kitap)
**
Ziya Gökalp’ın meclisinde istemediği “Boşolar”,
acaba, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti B.M.M.’de var mı?
Bu sorunun cevabını herkes kendisi verebilir; bunun için
günlük basın-yayın hizmetlerine bakmak yeterlidir. Bize
göre, “Boşo Efendi” kendine nazire olsun diye ifade
ettiği “Osmanlı Bankası” modeli, bugünkü Türkiye’nin
bazı sektörlerine “uyarlanabilir” dense, hata mı
yapılmış olur acaba? Örneğin yabancılara satılan KİT’ler,
TELEKOM, BANKALAR.. kadar “Türk”!??
Diğer yandan, Osmanlı mebuslar meclisindeki “Boşo
Efendiler” gibi, acaba, bugün kaç “Boşo” var
ülkemizde? Dahası, kaç tane “Boşo Efendi” var basın
yayın hayatımızda; gazete köşe başlarında, TV
ekranlarında...
Osmanlı mebuslar meclisi karışıkmış, doğru da, şimdilerde
savunulan nedir peki? Farklı görünen, fakat aslı değişmeyen
“Boşoların” çok olması istenmiyor mu? Evet!!! Peki,
şimdilerde “Moşolar” ya da “ABoşlar”, “ABDoşlar”
“Emperyaloşlar”, “Hainoşlar”, “Yalakoşlar” var mı?
Ulus Devlette “...oşolar” olur mu hiç!? Olmaz!
4.4.2010
rdemir@akdeniz.edu.tr
www.r-demir.com
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Ziya
Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Neden
Cumhuriyet?
SAYFA
BASI
|